SOSYAL MEDYA VE İNSAN

SOSYAL MEDYA VE İNSAN


 

Sosyal paylaşım sitelerinin toplumun geniş kesimleri tarafından yoğun bir şekilde kullanılmaya 

başlamasıyla birlikte, kişilerin toplumsal olaylara karşı duyarlılıklarını gösterebilmesi oldukça 

zahmetsiz bir hal almıştır. Toplumsal duyarlılığın geliştiğini düşündüğümüz bu evrenin 

zannettiğimiz gibi olumlu bir etkisinin olduğu da bana göre bulanık bir hal almaya başlamıştır.

01
Bu durumu etkileyen nedenlerden biri; kişisel ve kolektif vicdanı derinden yaralayan olaylara olan 
tanıklığın yoğunluk kazanmış olmasıdır. Bireylerin hayata karşı güvenlerini olumsuz etkileyecek
 yoğunlukta haber alma düzeyine ulaşmış olması, kişileri bu alanda yoğun paylaşım refleksine 
sürükleyebilmektedir.
İşte tam da bu noktada biraz daha dikkatli bakabilen bir gözlemcinin gördüğü; aynı kişinin, normal
 yaşamını idame ederken, hemen hemen sadece kendisiyle meşgul olan kişi ile sosyal paylaşım 
alanındaki aşırı duyarlı kişi arasındaki bütünlüğünün derinden yarılmış olmasının çarpıcılığıdır. 
Örneğin Ege sahilinde boğularak çok acı bir şekilde yaşamını yitiren Alan kürdi’nin küçük bedenine 
karşı sonradan gelişen olaylar gibi. O fotoğrafın sosyal paylaşım alanında yarattığı yüksek duyarlılık
 görüntüsü ile bu toplumsal faciaya karşı hemen hemen hiçbir şey yap(a)mamanın ruh halinin kişiler 
üzerinde yarattığı o eziklik hissi gibi.



Bn-kITNCEAAkVz_
Üstelik sosyal medyanın yoğun kullanımının toplumsal duyarlılığa geniş planda olumlu etkide
 bulunduğu konusu da bana göre oldukça tartışmalı bir durumdur. Zira, çıplak gözle şöyle bir 
baktığımızda; Arap Bahar’ının tetikleyicisi olduğu öne sürülen sosyal paylaşım medyasının, 
dünyanın genel kaotik gidişatına karşı pek de engelleyici bir nitelik taşımadığı görülmektedir. 
Engelleyici etkide bulunmayı bırakın, bu kadar yaygın ve yoğun kullanıldığı bir dönemde, dünya
 genelinde demokrasi ve insan hakları gibi birçok temel hak unsurunun tepetaklak aşağılara
 yuvarlanması hazin bir sonuç gibi görünüyor. Ayrıca insani kazanımları koruyabilmeyi bir yana 
bırakın, açıkça görüldüğü gibi tekleştirici ve faşizan unsurların yükselmekte olduğu bir dönem yaşamaktayız…

Yorumlar